Yazı Detayı
07 Ekim 2020 - Çarşamba 12:08
 
ATATÜRK; "PEYGAMBER EFENDİMİZ TÜRK’TÜR"
Dr. Serkan GÜNGÖR
dr.serkangungor@gmail.com
 
 

ATATÜRK; "PEYGAMBER EFENDİMİZ TÜRK’TÜR"

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türk Tarih Kurumu’nun 1932 yılındaki kurultayında heyet üyelerine, “iyice araştırırsanız Peygamberimizin Türk olduğunu ispat edebilirsiniz” diye konuştu.

Atatürk’ün bu sözünün izine düşen ve konuyu oldukça etraflıca araştıran araştırmacı-yazar Muharrem Kılıç, Toplumsal Çözüm Yayınlarından çıkan “Gizlenen Türk Tarihi/Hazreti Muhammed” adlı kitabında konuyu etraflıca inceledi. 
Sözde dindarlık adına Türk düşmanlığı yapanların da bunları iyice öğrenmesinde yarar var..

HZ. MUHAMMED’İN (SAV) SOYU
Hz. Muhammed (SAV), Mekke’nin Haşimioğulları sülalesinden gelmektedir. Haşimiler İslamiyetten önce Kabe’nin muhafızlığını yapan sülaledir. Hz.Muhammed’in dedesi Abdülmuttalip’in babası Haşim bin Abdümenaf da bir Kabe muhafızıdır.

SÜMER TÜRK’Ü HZ. İBRAHİM
Tarih öncesi çağlardan beri kutsal sayılan Kabe, bir Sümer din adamı olan Hz.İbrahim tarafından onarılmış hatta bazı kaynaklara göre inşa edilmiştir. Hz. İbrahim sonrası Kabe’yi koruma görevi de hep İbrahimi soylu sülalelere verilmiştir.

KABE MUHAFIZLIĞI ÇEKİŞMESİ
Cahiliyye döneminin Arap dünyasında Kabe, hem dini hem de ticari açıdan fevkalade önem taşıyordu. Mekke’nin iki büyük sülalesi de bu fevkalade önem arz eden yapıya muhafız olmak ve onun nimetlerinden nasiplenmek için kıyasıya mücadele ediyordu. 
Haşimiler ve Umeyye oğulları yani Emeviler..
Ancak iki grup arasında önemli bir fark vardı. Haşimiler Kabe’nin ilahi yönüyle ilgiliyken Emeviler Kabe’nin getirilerinden faydalanmanın peşindeydi. 

Emevilerin Kabe’nin muhafızlığına talip olması üzerine bir hakem heyeti tayin edilerek Haşim bin Abdümenaf ile Emevilerin reisi Ümeyye bin Abdüşems arasında bir “şeref müsabakası” tertip edilir. 
Seçilen hakem heyeti bu müsabakada Haşim’i üstün ilan ederek Ümeyye bin Abdüşems’in tazminat ödeyip Mekke’den uzaklaştırılmasına karar verir. 

Ümeyye bin Abdüşems de bunun üzerine Mekke’yi terk eder ve daha sonraki yıllarda Emevi hanedanının temellerinin atılacağı Şam’a yerleşir.
Bir hakem olayıyla başlayan Haşimi-Emevi yani Türk-Arap düşmanlığı yaklaşık 150 yıl sonra bir başka hakem olayıyla iyice alevlenecektir. Hakem kararıyla şeref müsabakasını kaybeden Ümeyye bin Abdüşems’in intikamını, Haşimioğlu Hz. Ali’den halifeliği hakem kararıyla ele geçiren Muaviye alacaktır. 
Hz. Muhammet’in torunu Hz.Hüseyin’in Kerbela olayından önce Türk yurtlarına gitme isteği de Yezit tarafından reddedilmiştir. Bugünkü Suud sülalesi de Muaviye soyundan gelmektedir.

RASULULLAH(SAV): "ARAP BENDEN AMA BEN ARAP DEĞİLİM"
Arap kaynaklarında Hz. Muhammed (SAV) ve ailesine
“Arap-ı Müstağribe” yani "sonradan Araplaşmış" denilmektedir. 
Yine Hz. Muhammed (SAV) bir başka hadisinde “Arap benden ama ben Arap’tan değilim” demektedir.
Başka bir nakilde de şu anlatılmaktadır: “Bir gün Peygamberimiz ashabıyla otururken bilinmeyen bir dille, “ne güzel üzüm” dedi. Sahabe anlamayarak, “Ya Muhammed, Arapça konuş” dediler. Yüce Peygamber, “durun yakınmayın, ben köküm olan Hz. İbrahim’in diliyle konuşuyorum.” diye yanıt verdi.

KAŞGARLI MAHMUT’UN ESERİNDEKİ HADİS

Kaşgarlı Mahmut, Divan-ü Lügati't Türk adlı eserinde Hz. Muhammed'in şu hadisini aktarmaktadır:
"Ey Araplar! Türk Dilini öğreniniz, çünkü Türklerin Araplar üzerinde çok uzun sürecek bir hakimiyetleri vardır.”

ARAPLAR PEYGAMBERİMİZİN SOYUNU ÇOK İYİ BİLİRLER

Kureyş ileri gelenleri Ebu Talip’in yanına gelmişler ve ona, “ya yeğenini susturup davasından vazgeçirmesini, ya da Türk yurtlarına çekip gitmelerini” tavsiye etmişlerdi. Rasulullah’ın amcası Ebu Talip, bu tehdit dolu talebe 94 beyitten oluşan “Kaside-i Lamiyye” ile cevap verdi. 

İşte o şiirden bazı bölümler:
“Düşman bizim gücümüze boyun eğip kahroluyor,
Halbuki onlar bizim Türk ve Aftalitler kapılarına sığınmamızı isterler,
Allah’ın evine and olsun ki sizler yalan söylüyorsunuz,
İşleri karmakarış etmeden ne Mekke’yi terk edeceğiz,
ne de buralardan Türk yurtlarına gideceğiz.”

Ebu Talip’in bu şiirinde Türk sözcüğünün yanında “Aftalitler” yani “Akhunlar” boyundan söz etmesi oldukça önemlidir. Araplar Hz. Muhammed’in yalnızca milliyetini değil soyunu da çok iyi bilmektedir.

HZ. MUHAMMED’İ MEDİNE’YE DAVET EDEN TÜRKLER

Hz. Muhammed’i Medine’ye davet eden Evs ve Hazreç kabileleri de Sümer asıllı idiler. Sümerler’in dağılışı sırasında Yemen’e göçmüşlerdi. Medine’ye gelişleri daha sonraydı. Akabe biatında “Muhammed bizdendir” demişlerdi ve Hz. Muhammed’den “kanınız kanımdır” yanıtını almışlardı.

RASULULLAH (SAV): KANTURAOĞULLARINA (TÜRKLERE) İLİŞMEYİNİZ

Haşimilerin bu muhafızlık görevinde en önemli yardımcıları, yine kendileri gibi Hz. İbrahim’in soyundan gelen bir başka kabile olan Sureyc oğulları idi. 

Savaş sanatlarında, demircilikte ve özellikle de kılıç yapımında usta olan bu insanlar, Emeviler’in en fazla çekindiği, diş geçiremediği guruptu. 

Sureyciler, Hz. İbrahim’in yine Türk olan Kantura adlı karısından gelen nesildir. 
Hz. Muhammed’in de Kantura oğulları ile ilgili şöyle bir hadisi de mevcuttur; “Kantura oğullarına ilişmeyiniz. Mürüvvet, nimet ve saltanat onların olacaktır.”

OSMAN BİN TALHA’NIN KILICINDAKİ TÜRK DAMGASI

11 Ocak 630’da Hz. Muhammed Mekke’yi fethetmiş, sıra Kabe’nin putlardan temizlenmesine gelmiştir. 
Müslümanlar ve sahabe Kabe’nin önünde bu tarihi ana şahit olmak üzere toplanmışlardır. Ancak Kabe’nin kapısı kilitlidir ve anahtarı Osman bin Talha’dadır. Kabe muhafızlığı yapan Osman bin Talha da Sureyc kabilesindendir. 
Osman bin Talha’nın kılıcı bugün Topkapı Müzesi’nde Kutsal Emanetler Dairesi’nde Hz. Osman’ın kılıcı olarak sergilenmektedir. Kılıcın üzerindeki Türk damgası ise gayet açık biçimde görülebilmektedir. Kılıç, Kabe muhafızı Osman bin Talha’dan halife Osman’a geçip Emevileri takiben Abbasi iktidarında Hoca Ahmet Yesevî’ye emanet edilmiştir. Daha sonra da Şeyh Edebali’ye gelmiş ve Osman Gazi’ye teslim edilmiştir.

EMEVİLERİN MÜSLÜMANLARI AYRIMI

Emeviler, Arap Müslümanları “hür”, Arap olmayan Müslümanları ise “mevali” yani kast sisteminde köleden de aşağı olan parya olarak nitelendirmiştir. Emeviler, kendi kontrollerindeki İslam devletinde mevali olarak niteledikleri Arap olmayan Müslümanların görev almalarını engellemiş ve hatta imamlık dahi yapmalarına yasak getirmişlerdir.

ARAP EMEVİLERİN KATLETTİĞİ TÜRK SAHABELER

Hz. Muhammed’in (Sav) dört gözde sahabesi Hz. Ali, Selman, Mikdat ve Ebu Zer’dir. Bunların hiçbiri Arap değildir ve hepsi Emevilerce katledilmiştir.

HZ. MUHAMMED’İN CENAZE TÖRENİNE 17 KİŞİ KATILDI

Hz. Muhammed (Sav) öldüğünde cenazesi gömülmeden üç gün bekletilmiş ve cenaze henüz ortadayken halifelik çekişmesi başlamıştır. 

Arap Emevilerin desteklediği Ebubekir’in halife seçilmesiyle yalnızca 17 kişinin katılımıyla cenaze namazı kılınan Hz. Muhammed, öldüğü odaya ölümünden üç gün sonraki geceyarısında Hz. Ali tarafından defnedilmiştir.

TÜRK OLAN HZ. ALİ’NİN HALİFELİĞİ ARAPLARI HİÇ MUTLU ETMEDİ
Umeyye oğullarının akrabası Ebubekir’den sonra devlet başkanlığı (Halifelik) yine Arap Emevilerden Ömer ve Osman bin Affan’a geçmiştir. Hz.Muhammed gibi Türk soylu Haşimoğullarından Ali’nin Halifeliğe gelmesi Arapları hiç mutlu etmemiş ve neticede Muaviye ile egemenlik yeniden Türk olan Haşimi oğullarından Arap olan Umeyye oğullarına (Emevilere) geçmiştir.

MESELE SÜNNİ-ALEVİ MESELESİ DEĞİL TÜRK-ARAP ÇEKİŞMESİDİR

Gerek Hz. Muhammed, gerekse Hz. Ali döneminde Sünnilik-Alevilik gibi kavramlar yoktur. Müslümanlık bölünmemiştir. Tarihsel olaylar ve özellikle de Yavuz Sultan Selim’in Arap Emevi zihniyetiyle tavır alması bugünkü Sünni-Alevi ayrışmasını doğurmuştur. İşin kökündeki asıl mesele ise Türk-Arap çekişmesidir.

ARAPLARIN TÜRK DÜŞMANLIĞININ TARİHİ KÖKLERİ
Yukarıda anlattığımız üzere Haşimi-Emevi çekişmesi Arapların Türk düşmanlığının kökünü oluştururken bir başka neden ise Cengiz Han ve Hülagü Han dönemlerinde Türklerin Araplar’dan aldığı intikamdır. Arapların Orta Asya istilası Türklerin kendi aralarındaki egemenlik çekişmesi dönemine denk gelmiş ve Araplar tarafından Orta Asya’da büyük bir Türk katliamı yapılmıştır. Daha sonra Göktürk soyundan gelen Cengiz Han’ın Moğolları da egemenliği altına alarak kurduğu Cengiz Han İmparatorluğu döneminde ve onun devamı olan Hülagü Han’ın liderliğinde Araplara iki kez büyük saldırı düzenlenmiş ve çeşitli kaynaklara göre 1-1,5 milyon Arap kılıçtan geçirilmiştir.

ATATÜRK’ÜN DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI’NI KURMASININ EN ÖNEMLİ NEDENİ

Bu tarihsel süreç içinde Alevi-Hanefi olarak mezhepleşen Müslüman Türklerin İslam algılarının tek potada birleştirilmesini sağlamak, Atatürk’ün Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurmasındaki en önemli amacı olmuştur.

 

 
Etiketler: ATATÜRK;, "PEYGAMBER, EFENDİMİZ, TÜRK’TÜR",
Yorumlar
Haber Yazılımı