Haber Detayı
13 Nisan 2021 - Salı 10:43
 
GLADYO BU DEFA ONU SEÇMİŞTİ...
Büyük Oğuz’un çadırında hepimizin yeri vardır. XXI. yüzyıl yeni bir üretim ve paylaşım kültürünü arıyor. Maveraünnehir, Harezm irfanından Yesevi, Hacı Bektaşı Veli süreğinden bu yeni kültürü üretmek için güçbirliği zamanıdır.
GÜNDEM Haberi
GLADYO BU DEFA ONU SEÇMİŞTİ...

Asıl adı Garip Tatar olan Ümit Kaftancıoğlu, Ardahan'ın Hanak ilçesine bağlı Koyunpınarı (eski adı Saskara) köyünde doğdu. Halk aşıklarının, söz sohbet bilenlerin dizinin dibinde destan, masal, türkü, efsane dinleyerek büyüdü. Okuma ve yazmayı çok küçük yaşta öğrendi. İlkokulu bitirdikten sonra köy enstitüsüne girmek için yollara düştü. 1957'de Cılavuz Köy Enstitüsü'nü bitirdi. Üç yıl kadar Mardin'in Derik ilçesinde ilkokul, Rize'nin Pazar ilçesinde ortaokul öğretmenliği yaptı.1961'de Balıkesir Necatibey Eğitim Enstitüsü Edebiyat bölümünü bitirdi. Bir süre Türkçe öğretmenliği yaptı. Türlü soruşturmalardan sonra öğretmenlikten uzaklaştırıldı.

1974'te TRT'de yapımcı olarak çalışmaya başladı. Dönemeç adlı hikâyesiyle 1970 TRT Büyük Ödülü'nü aldı. Köy Odası programlarını hazırlayan ekibin sorumlusu oldu. Hakullah adlı röportajıyla 1972 Ali Naci Karacan Birincilik Armağanı'nı aldı.

11 Nisan 1980 gününün sabahı evinden işe gitmek üzere dışarı çıktığında silahlı saldırıyla öldürüldü. Ölüm yıldönümünde rahmet anıyor, ailesine sevenlerine ve yakınlarına başsağlığı diliyorum. Asli failin yakalanamadığı faili meçhul kalmış, karanlık cinayetlerdendir.

Ümit Kaftancıoğlu’nun Türkolojiye Türk kültürüne ve folklor repertuarımıza katkıları son derece önemlidir. Kısa bir ömre pek çok önemli ve değerli çalışmayı sığdırmıştır. [Öyküleri: “Dönemeç (1972), Çarpana (1975), İstanbul Allak Bullak (1983) Roman Yelatan (1972), Tüfekliler (1974) Derleme Köroğlu Kolları (1974) Röportaj, Hakullah (1972)

Çocuk kitapları Tek Atlı Tekin Olmaz (1973),Kekeme Tavşan (1974),Kan Kardeşim Doru Tay (1979),Dört Boynuzlu Koç (1979),Çizmelerim Keçeden (1979),Altın Ekin (1979),Hızır Paşa (1980),Çoban Geçmez (1980),Salih Bey (1981),Şülgür Deresi (1981)

12 Eylül’ün taşlarını döşeyen Gladyonun bu profildeki solcu ve ülkücüleri, milliyetçileri peş peşe katlettiği bilinen bir gerçektir.

Odatv’de Soner Yalçın Bey tarafından yazılan “Kendilerini “milliyetçi” sananlar okusun bu yazıyı... 41 yıl önce katledildi” isimli makale bir “Türk milliyetçisi olarak” bana hitap ettiği için eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirme ihtiyacı hasıl oldu.

Şunu samimiyetle belirtmek gerekir ki Gladyo’nun Türkiye’nin entelektüel birikimi ve enerjisini yok etmek adına “ sağ ve sol” kutuplarını birbirine karşı kışkırtarak imha etti. En başından kazananın “Sam Amca” olacağı belli bir oyundu. 12 Eylül sürecinden sonra uzun yıllar hapis yatmış bedel ödemiş insanlarla sağdan ve soldan sohbet etme imkânım oldu. Sarp Kuray bunlardan birisidir. Sağduyulu büyük çoğunluğun ortak görüşü 12 Eylül’e giden süreçte politik şiddetin araç olarak kullanılması Gladyo’nun tertipi olduğu yönündedir.

Tanıdığım bütün Türk milliyetçileri Alevilere Türk kültürünün ve Türkçenin özünü yaşattıkları bin yıllar ötesinden taşıdıkları için hürmetkâr ve saygılı ve sevgi doludurlar. (dinci koyu sapmaları ve tarikatçı çok az bir zümreyi hariç tutarım). Bu vesileyle belirtmem gerekir ki bugün benim “milliyetçilik anlayışım, içtihatlarım ve yorumlarım” sebebiyle siyasi olarak aramda uzun mesafeler olan MHP teşkilatlarında pek çok Alevi kardeşimiz görev yapar.

Ben doktora ihtisasımı bu yüzden Alevi Bektaşi Edebiyatı üzerine yaptım.

12 Eylül öncesi süreçten herkes gereken dersleri çıkarttı. Büyük milletlerin hafızasında “önemli hatırlama ve anma” günleri, ritüeller olduğu kadar “büyük unutuşlar” da önemlidir. Büyük acılarımızı, felaketlerimizi yaranın kabuk bağlaması “geleceği ayrışmadan birleştirmek” için bilinçli olarak unuturuz. Tabi ki kolay değildir. Ama bu Türk milletinin temel hasletlerinden birdir. Alevilerimiz devlet kurucu, medeniyet kurucu, Türklüğün özünü taşıyan kardeşlerimizdir. Bunu kim tartışabilir?

Lakin “Kendilerini “Türk Milliyetçisi”- “Ülkücü” olarak tanımlayanlar, “düşman” sandıklarının kimlikleri hakkında bilgi sahibi olur!” yargısı devamında “ bir Türk milliyetçisinin ölüm yıldönümünde “kendilerini solcu zannedenler “düşman” sandıklarının kimlikleri hakkında bilgi sahibi olur!” simetrik yargısına haklılık verir. Bu paradokstan bir yer varılmaz.

Doğru da değildir. Mahalleden alkış alır ama ötesi yoktur. Aydın icap ettiğinde “dayak yeme pahasına” mahallenin karşısına çıkabilme cesaretidir. Bu hepimiz için geçerlidir.

Ben 12 Eylül öncesinde milliyetçiler şiddete başvurmadı demiyorum buna gerek yok.

Soldan birileri de çıksın politik hedeflere ulaşmak için “siyasal şiddeti yöntem olarak kullandık”, şiddete başvurduk yanlıştı diyebilsin. Diyenler var kuşkusuz ama bu bir mutabakata dönüşmeli. Küçük söz oyunları artık gülünç oluyor.

Bu durum halk nezdinde ve vicdanında 12 Eylülü haklı çıkardı vaktiyle “gave”deki sağ ve sol mutabakat bunlar memleketi yakacaklardı, iyi oldu şeklindedir. Ben halk bilimciyim “gaveyi bilirim”. Onu anket ve istatistik ölçemez.

Bütün solcular cinayet işlemediği gibi bütün Türk milliyetçileri de hobi olarak cinayet işlemezler.

12 Eylül’e giden sürçte siyasal ve sosyal olarak sokulduğumuz cinnet iklimini doğru tahlil etmemiz gerekir. Bu işin temelleri ta Amerikan yardım gönüllüleri Anadolu’ya dağıldığında atıldı. Anadolu’nun etnik ve mezhepsel hassasiyetlerine ilişkin envanteri depolayan emperyal güç ardından bu envanter bilgilerini uygulamaya döktü.

Türk milliyetçiliğinin doğuşunda çok güçlü “halkçı, devrimci, sol” bir damar vardır.

Iskalanmamalı.

Türk kültürü üzerine araştırma yapan bilim insanları ve aydınlar tarih boyunca emperyalizm tarafında sürekli hedef alınmışlardır. Sovyet emperyalizminin Türkologları nasıl ezdiğini biliyoruz. ABD’nin hakeza kullanmak isteyip kullanamadıklarını nasıl akademiden saf dışı edip itibarsızlaştırıldığını da biliyoruz.

Bugün de aynıdır.

Sanılanın aksine Türk kültürünün adam akıllı araştırılmasını önerenler ve projeleri hiçbir yerde destek ve yer bulamazlar. Solcu ve sözde milliyetçi idareciler tarafından da bin bir numarayla saf dışı edilirler. Bir ara bunların ahvalini de uzun bir yazıyla anlatacağım.

Sağcılarımız solcularımız, sözde milliyetçilerimiz dümencidir “abiler.”

Onların kültürle, sanatla, bilimle işi olmaz.

Etrafındaki tamtamcılarla ilkokul 5 düzeyine mesaj vermek onlar için yeterlidir.

Ciddiye almıyoruz o yüzden.

Büyük Oğuz’un çadırında hepimizin yeri vardır. XXI. yüzyıl yeni bir üretim ve paylaşım kültürünü arıyor. Maveraünnehir, Harezm irfanından Yesevi, Hacı Bektaşı Veli süreğinden bu yeni kültürü üretmek için güçbirliği zamanıdır.

Bizler (ben dahil) 50 yıl Demirel’e Mason, Amerikancı diye bağırdık unutmayın dostlar. Oysa Demirel Kıbrıs Harekâtı’ndan sonra Türkiye’ye uygulanan silah ambargosunun kaldırılmaması nedeniyle 1975 yılında Amerikan üs ve tesislerini kapattı. (21 üs ve tesiste, 5 bin asker ve sivil personel bulunuyordu.)

Üsleri kim açtı dersiniz?

Tabi ki 12 Eylül’ün Atatürkçü! Konseyi.

CIA ajanlarıyla, mutemet adamlarla sarmaş dolaş solcuların, siyasi Müselmanların, sözde milliyetçilerin isimlerini sayalım mı? Saymayalım “Barış’lar” [Terkoğlu ve Pehlivan] Wikileaks belgelerinde yazdı. Bütün partileriniz bu dümenci numaracı adamlarla ağzına kadar dolu. O zamanlarda da farklı değildi.

Bu ülkede TBMM siyasetinde, politik hayatımızda dalga, dümen, numara esastır.

Ne söylediğine değil “ne yazdığına ve yaptığına bakmak” o açıdan ayırt edicidir.

O açıdan keşke hepimiz Türk kültürüne, edebiyatına hizmetleriyle yad ettiğimiz Kaftancıoğlu kadar milli yola hizmet edebilsek, milli olabilsek. Köroğlu denildiğinde, Türk kültürü denildiğinde heyecan duyan solcularımız pek azaldı artık. İşin dümen ve reklam kısmı onlara yetiyor. “Köroğlu Kol Destanları” işlerine yaramaz.

O bizim işimiz.

Prof. Dr. Kemal Üçüncü

Kaynak: Odatv.com

Kaynak: Editör: H. Murat BAŞBAY
Etiketler: GLADYO, BU, DEFA, ONU, SEÇMİŞTİ...,
Yorumlar
Haber Yazılımı